balıkçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
balıkçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2011 Perşembe

BALIKÇI SABAHATTİN – AHIRKAPI


Çok uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Gece gece canım balık çekti, aklıma da 2 hafta önce gittiğimiz Balıkçı Sabahattin geldi, yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum.

Şu İstanbul denen şehir öyle bir yer ki hergün yeni bir güzellik, yeni bir lezzet, yeni bir süpriz ile karşına çıkabilir. Yıllardır adını duyup gitmediğim Balıkçı Sabahattin de öylesine güzel bir süpriz oldu bana.

Ahırkapı’da sahilden içeri girdiğinizde hemen ilk sokak üzerinde, Armada Otel’in bahçesinde konumlanmış harika bir lezzet merkezi Balıkçı Sabahattin. Güzel havalarda harika bir bahçesi, serin zamanlarda ise çok sıcak bir ortam sunan 3 katlı bir binada hizmet veriyor. Biz en üst katta özel bir odada yemek yemeyi tercih ettik. Odadan manzara görünmesi, havadar olması bir yana babaannemin evindeki cam sisteminin değişmeden kullanılması beni çocukluğuma geri götürdü.

Gelelim hala ağzımı sulandıran lezzetlerine. Bize sunulan meze tepsisinin aşağı yukarı tamamını aldık, dolayısıyla yapacağım analiz oldukça kapsamlı olacaktır.

İlk ve yemeden asla ölünmyecek lezzet midyeli pilav. Aman Allah! Lezzet bombası. Midye için geberen bir İzmirli’nin nefsiyle mücadele anı. Ben en son tabağı küçük çatalla sıyırırken garson önümden tabağı kaldırdı, bir tane daha ister misiniz diye sordu ister istemez.

Lakerdayı atlamamak gerek. Gerçekten çok başarılı ve atlanmaması gereken bir lezzet. Daha iyisini tattım ama bu da iyiler arasına rahat girebilecek bir lakerda.

Deniz börülcesini atlarsam arkamdan ağlar, İstanbul’da yediğim en iyi deniz börülcesiydi. İzmir’de yediklerimi katarsam en iyiler arasında ama en iyi değil. Yine de bir Giritli’yi tatmin edecek seviyede.

Beyaz peynire çok önem verdiğimi biliyorsunuz. Rakı açtığımızı belirtmeme gerek yok sanırım. Yanında gelen beyaz peynir çok güzeldi, umarım standartları budur. Zira beyaz peynir kötü ise rakı içmek zulüme dönebiliyor.

Artık ara sıcaklara geçelim. Yoksa yazı bitmeyecek. Kalamar, tereyağında karides ve fener kavurma geldi. Ayrı paragraf açarsam yazı gerçekten bitmeyecek ama kalamar tava diyorum, yerken acayip sesler çıkarttım yabancılara ayıp oldu diyorum, 1 de yetmez 2 tane istedik diyorum.

Balık olarak 2.5 kiloluk bir kalkan seçtik. Izgara yaptıralım dedik. Ara sıcaklar biterken şef geldi, arkadaşlar hayvan gibi yediniz, isterseniz size 2.5 kiloluk bütün kalkanı değil de herkese büyük bir parça düşecek kadar kalkan tava yapayım dedi. Hayvan gibi demedi, ben dediklerinden çıkarttım elbette. Tamam dedik, kalkan tavamız geldi, müthiş. Tava balık sevmeyen ben yumularak yedim, tazeliği bizim Kule’nin balıkları ile yarışır.

Tatlılara geçtik. Ben bu lezzetin üzerine tatlı yemesek mi derken her tatlıdan bir porsiyon söyledik. Kaymaklı kayısı, kaymaklı incir, dondurmalı irmik ve ayva tatlısı. Hepsi güzel ama her balıkçıdaki tavsiyemi yineliyorum; tatlı yameyin ki önceki muhteşem lezzetleri bastırmayın.

Fiyatlara gelince. Kesinlikle hesaplı. Ucuz demiyorum ama kalitesi ve ambiyansı düşünülünce daha ucuz olamaz. 6 kişi bu yazdıklarımı yedik, 1 şişe Sarafin şarap ve 3 küçük Tekirdağ rakı açtırdık, 560 lira hesap verdik. Daha azını beklemek insafsızlık olurdu.


Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

10 Nisan 2011 Pazar

ADEM BABA - ARNAVUTKÖY

Çok geç kalmış bir yazı ile giriyoruz Nisan ayına. Herkesin bildiği, cümle alemin methede methede bitiremediği bir balıkçıyı benim gibi bir balık delisi ancak geçen haftasonu keşfetmeyi başardı. Bunda Arnavutköy'ün aman vermez park sorununun başrol oynadığını belirtmek isterim. Dolayısıyla uzun uzun yazacağım Adem Baba'yı ve benim gibi henüz gitmeyenlere mutlaka ama mutlaka gidin diyeceğim. Yazının başından Adem Baba'nın içkisiz bir balık restoranı olduğunu belirteyim ki oralara gidip kulaklarımı çınlatmayın.



Arnavutköy ana cadde üzerinde 4-5 masalık bir dükkanmış Adem Baba; hatta en başta o bile yokmuş da teknede satarmış balıklarını. Bugün aynı sokakta Rum Kilisesi'nin hemen arkasında 3 tane ayrı ayrı dükkan var. İlki ana cadde üzerinde duran ilk dükkan, hızlı hızlı yiyip kaçmak isteyenler için bire bir. Gelene geçene bakıp balık atıştırmak için harika bir yer. Diğer dkkan sokağa girdiğinizde 2.katta ve daha ferah. Daha uzun oturmak isteyenler için ideal bir yer. 3.dükkan da arka sokakta açılıyormuş, biz 2.dükkanı konuşacağız.

Masaya oturduğunuzda hiç beklemeden mısır ekmeğiniz geliyor ve siparişiniz alınıyor. Bu noktada Adem Baba'nın bol rokalı ve peynirli yeşil salatasını sakın atlamayın diyorum, hakikaten harika. Adem Baba'nın bir güzel özelliği de diğer balıkçılar gibi zeytinyağını altınsuyu gibi kaçırmamaları, masaya bir şişe halis zeytinyağını bırakıyorlar, ister salataya dök istersen iç fark etmez.


Kalamar tavasına gelince hakikaten çok lezzetli, çıtır çıtır ama kurumamış. Buraya kadar herşey normal. Ama yanında bir tarator geliyor ki işte o bambaşka. Benim gibi ekmeğe süre süre yiyebilirsiniz. Yiyin.



Balıklara gelince hepsi birbirinden taze ve muhteşem pişiriliyorlar. Başlangıcı mezgit tava ile yapalım. Hani derler ya pamuk gibi diye aynen öyle, hayatta tava balık yemem diyen bana bile löpür löpür mezgit yedirdi Adem Baba.



İkinci olarak dil şiş geliyor. Bu kadar iyisini İzmir'de ancak yemiştim, İstanbul'da hç denk gelmedim, suyunda bırakıp domates ve biberin tadıyla harmanlayıp sıcak sıcak getiriyorlar masanıza. Bir de o kadar hızlılar ki beklerken yaşlanmıyorsunuz ama lezzetten de asla ödün vermiyorsunuz.


Son olarak bana göre en çarpıcı balığı yemeden ölmeyin diyeceğim; pisi balığı. Kalkanın küçüğü olan bu balığın bu kadar lezzetli olduğunu hiç bilmezdim. Gittiğimizde garson pisi daha yeni geldi, süt gibi abi mutlaka dene deyince kendime 1 tane pisi söyledim. Hakikaten süt gibi, o kadar da güzel pişirmişler ki içinden suyu akıyor çataı batırınca. Benim balığın çoğunu Sarp mideye götürdü öylesine bir lezzet patlaması.



Bu muhteşem ziyafetn üstüne kabak tatlısı söyleyebilrisiniz. O da çok lezzetli, çok değişik değil ama ev yapımı lezzetinde. Fırında helvayı biz denemedik ama müdavimleri yediğine göre iyi olduğunu tahmn ediyorum.

Fiyatlara gelince işte en güzel tarafı bu: Koca bir çanak salata 7 lira, kalamar 10 lira, dil şiş 15 lira, mezgit ki kesinlikle 2 kişilik 20 lira, pisi 25 lira. Adambaşı 30-35 liraya kalkıyorsunuz. Havaların bahara çalacağı önümüzdeki günlerde Arnavutköy'de bir yürüyüşle Adem Baba'yı birleştirin, pişman olmazsınız.

Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

10 Ocak 2011 Pazartesi

SUADA G BALIK


Uzun süre ara verdiğimiz yazılara süratle geri dönüyoruz. Sarp'ın yaşgünüydü yılbaşıydı derken yazıları çok boşladık ama okuyucular sağolsun eski yazıları bile 1 haftada 1000'den fazla görüntüleyip beni şımartmışlar, teşekkür ederim.

Yılbaşından 2 hafta önce fırsat sitelerinden birinin kuponu ile Suada'da bulunan G Balık'a gittik, manzara dışında bir beklentimiz yoktu ama lezzetler de aklımızda kaldı.

Menü ızgara çerkes peyniri, ılık ahtapot salatası, közde patlıcan, zencefille marine edilmiş levrek, ızgara balık köftesi, lagos şiş ve kaymaklı kabak tatlısından oluşuyordu.

Ahtapot salatası çok değişik ve hafif bir lezzet, mutlaka öneriyorum. Yanında beyaz şarap ve boğaz manzarası enfes olacaktır. Lagos şiş çok iyi pişirilmiş, defne yaprağı ve biberin tadı balığa sinmiş, başka hiçbir eklemeye lezzet duymadan yiyoruz, enfes. Balık köftesi sevmeyen biri olarak balık köftesini deniyorum en balık lezzeti veren köftelerden ama menüde olsa yer miyim? hayır.

Muhteşem bir manzara, çok şık bir restoran ve bu yetmezmiş gibi oldukça lezzetli yemekler. O zaman yemeden ölmeyin diyorum.

Fırsat menüsü için biz adambaşı 40 lira ödedik. Normalde de çok pahallı bir boğaz baıkçısı değil. Kalamar 14 lira, ızgara ahtapot 16 lira, iki kişilik paella 44 lira, tatlılar 15 lira ve şaraplar 50 - 70 lira arası. Tabi şampanya patlatmak isteyene 1100 liraya dom perignon da var.

Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

24 Kasım 2010 Çarşamba

MERCAN BALIK - İNCİRALTI



Ne zaman artık İzmir’deki balıkçıları yazmayacağım desem babam beni yeni bir balıkçıya götürüyor ve ben kendimi yine bir İzmir balıkçısını yazarken buluyorum. İşte bayram tatilinin başladığı Pazar günü, tam da sadece bir gün önce Saros’ta karidese ve kalamara doymuşken İzmir’de , İnciraltı’nda yeni bir balıkçıya gittik.

Mercan İnciraltı sahilde, Özdilek’in hemen çaprazında yer alıyor. İçerisinde balık lokantası, taverna, düğün salonları, cafe yer alıyor. Balık lokantası bizim bugünkü konumuz.

İçerisi bir balıkçı için oldukça şık, duvarlarda okyanıs balıklarının süslediği ve Sarp’ın bayıldığı akvaryumlar var. Balık tezgahı ana kapıda sizi karşılıyor; biz İzmir klasiği olarak yok yok. Lağos, sinarit, barbun, deniz çipura, deniz levrek, kalkan, lüfer, fangiri, dil şiş hatırladıklarım, eksik saymış olabilirim. Biz kilosuna 80 lira yazılan 1.5 kiloluk bir lağos seçiyoruz.

Meze tepsisinde de yok yok, oh be memlekete hoşgeldik. Cibes, turpotu, fava, köz patlıcan, haydari alıyoruz, tepside yaklaşık 40 çeşit meze olduğunu hatırlatmak isterim. Özellikle otlar çok taze ve olması gerektiği gibi diri bırakılmış. Üzerine de sızma zeytinyağını geçirince tadından yenmiyor. Giden mutlaka denesin.

Ardından yemeden ölmeyeceğiniz ara sıcaklar kısmı başlıyor. Önce kalamar geliyor , taze ve çok güzel, tarator sos enfes. Derken ahtapot ızgara geliyor ki işte orada iş bitiyor, lokum gibi pişmiş kocaman bir ahtapot ızgara üzerinde de acılı sos, yemeden ölme vatandaş. İzmirliler de Bodrumlular kadar iyi ahtapot ızgara yapmaya başlamış anlaşılan.

Ardından balık geliyor ki enfes pişmiş, hangisine yetişeceğimizi bilemiyoruz. Sarp lağosa bayılıyor, suyu kaçan balığı yemez kendisi ama bunu beğeniyor. 1.5 kiloluk balığı suyunu kaçırmadan pişiren ustayı bizzat tebrik ediyoruz, bu kadar da gurman bir insanım.

Tatlı yesek mi yemesek mi diye düşünürken babam kabak tatlısı, ayva tatlısı ve incir tatlısından tadımlık getirin diyor. Tadımlık olarak birer porsiyon geliyor. Çoktu azdı derken lokma kalmamacasına bitiriyoruz, özellikle ayva tatlısı enfes.

Yenen bu yemeğe adambaşı 60 – 65 lira düşüyor. İçki yok, içerseniz fiyat artacak. İzmir için çok ucuz değil ama tam kararında bir fiyat zira burası İzmir’in en lüks balıkçıları ile yarışabilecek kalitede, servis çok iyi, mekan bir misafirinizi gönül rahatlığı ile götürebilecğiniz şıklıkta.

Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

23 Kasım 2010 Salı

SAROS BALIK - CADDEBOSTAN


Sıra geldi bayram tatili boyunca yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz ve gördüğümüz yerleri yazmaya. Listenin başında da bayram tatili için İzmir’e gitmeden önceki Cumartesi akşamı uğradığımız Saros Balık geliyor.

Saros Caddebostan’da Mado’nun sokağına girdiğinizde sahilden hemen önce bulunuyor. Köşede, camla çevrili şirin bir balıkçı. İçerisi ferah ve sade, masalar özenle hazırlanmış, dikkatli bir müessese, bayan eli değmiş gibi duruyor.

Önden mezeler geliyor, dikkat çekici bir lezzet bulamıyoruz. Sahibi Egeli bir mekandan bizim memleketin otlarını, mezelerini beklerdim ama ne yazık ki yok. Hadi otları İstanbul’da bulmak zor tamam da bari fava olsaydı. Midye dolma konusuna gelince...hiç gelmeyelim. Hayatımda yediğim en kötü midye dolmaydı, neden böyle oldu a dost? Oysa ki kabuklular konusunda aşağıda belirttiğim üzere oldukça iyi bir mekan ama o akşam midye dolmada bir sorun vardı.

Geliyoruz ara sıcaklara; yani yemeden ölmeyceğiniz lezzetlere. Biz ara sıcaklardan kalamar tava, tereyağında karides ve ahtapot ızgara aldık. Hepsi güzeldi ancak tereyağında karides bu paragrafın yıldızı oldu. Saros, karidesleri taze olarak ve Ege Denizi’nden getirtiyormuş. Dondurulmuş hazır küçük karideslere tereyağını basıp ıstakoz parası istemiyorlar anlayacağınız. Saros’ta özel mavi yengeç ve ıstakoz da enfesmiş ancak o akşam yoktu. Bu durumda size tavsiyem burayı kabuklu lezzetler için tercih etmeniz yönünde.

Balık olarak dil şiş istedik. Ortalamanın üzerinde lezzet ve tazelikte. Yemeden ölmeyin diyemiyorum ama iyi bir dil şişti.

Yemeğin sonunda sufle geliyor; vasat. Olmasa da olur.

Salata, 1 meze, 3 ara sıcak, 1 porsiyon balık, sufle için 140 lira ödedik, içecek yok. İçki ile adambaşı 100 liradan aşağı kalkamazsınız, azıcık pahallı ama şehrin iyi deniz kabuklu merkezlerinden olmaya aday.

Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

18 Ekim 2010 Pazartesi

CİBALİ BALIKÇISI - BALAT

Cuma gecesi daha önce Savoy Balık’ta kafaları çektiğimiz ekiple Cibali Balıkçısı’na gittik , öncelikle altını çizmek isterim Cibalikapı değil Cibali Balıkçısı. Bir gün önce son dönemlerin trendi olan bir fırsat sitesinden fiks menü satın alıp Balat’ın yolunu tuttuk.


Burası 3 katlı çok şirin ahşap bir mekan, önü açık ve Haliç’e bakıyor gerçi ağaçlardan dolayı manzara kesintili ama yine de güzel. En üst kat kapalı ancak cam sistemini komple açılabilir yapmışlar bu nedenle sigara içiliyor, sigaraya karşı hassas olanlara 2.katı tavsiye ederim zira belli saatten sonra boğulursunuz.

Masaya oturur oturmaz garson soğuk tepsisiyle geliyor, biz fiks anlaştık, yazanları alacağız diyoruz. Garson gayet kibar bir şekilde anlaşma önemli değil burada her misafirimize aynı hizmeti veririz ne isterseniz sipariş verin ekstra yazılmaz diyor. İçtenliği ve küçük hesap yapmaması ile bizi etkilemeyi başarıyor.

Soğuklar konusunda Cibali Balıkçısı üstün bir performans gösteriyor. Ama lakerdası için ayrı bir dikkat çekmek zorundayım. Pamuk gibi lakerdayı gittiğinizde yemeden dönmeyin. Fava , haydari ve soğuk uskumru da çok ama çok iyiydi. Kavun ve peynir de gelince sofra harika oldu. Ahtapot salata sınıfı zar zor geçse de o kadar olur.
Ara sıcak olarak gelen kalamar vasat ama yanındaki tarator harika, soğuk meze olarak istenebilirmiş. Ekmeğe süre süre yerken yakalanıyorum.

Bu arada fasıl başlıyor; 3 kişilik bir ekip keman, kanun ve darbuka eşliğinde Cuma gecesini şenlendiriyor. Rakılar açılıyor, harika mezeler ve neşeli müzik eşliğinde haftanın yorgunluğu yavaş yavaş gidiyor.

Balık olarak palamut seçtik, balıklar tazeydi ama pişerken kurumuştu. Gerçi bu ekiple nereye gitsek balıktan önce doyduğumuz için balığın hakkını veremiyoruz.

Cibali Balıkçısı bir kez dahi olsa mutlaka denenmesi gereken bir mekan; en azından rakı sofrası kurmayı ve rakı servisi yapmayı bilen insanlar. Biz sınırsız içkili fiks menü için 50 lira ödedik ama fırsat kuponu almıştık, gerçek fiyat daha pahallı olabilir.

Aifyet Olsun. EAT RESPONSIBLY.

19 Ağustos 2010 Perşembe

RİGEL BALIK ÇENGELKÖY

Dün akşam iş yemeği için Çengelköy'deki Rigeldeydik. Burası 7 - 8 yıl kadar önce alkolsüz ve çok uygun fiyatlı , salaş bir balıkçıydı. Eşimle buraya sık sık gelir balık yerdik. Geçen zaman içinde el değiştirdi ve etrafındaki lüks balıkçılara kafa tutan bir yer haline geldi.

Yemeklerden önce soğuk meze olarak eşsiz bir manzarayı size garantiliyor Rigel. Fotoğraflar çıkar çıkmaz eklemiş olacağım. Dolayısıyla yemeğin keyifsiz geçme ihtimali kalmıyor.



Soğuk meze olarak deniz börülce , köz patlıcan , kırmız biber ve kavun - peynir geldi. Açıkçası hiçbiri için müthiş terimini kullanamayacağım. Kötü değillerse de vasatı aşmıyorlar. Salata da ona keza gerek sosu gerekse içeriği ile insanın iştahını açan bir lezzet değil.

Rigel'e gidecek olursanız yemeniz gereken lezzeti açıklıyorum : Ahtapot Izgara. Bodrum'da yediğim ahtapot ızgaradan sonra yediğim en lezzetli ve yumuşak ahtapot dün gecekiydi. Sosu tam kıvamında , pişmesi tam olması gerektiği gibi olan enfes bir ahtapot ziyafeti çektim.

Ardından deniz levreği geldi. Çok güzeldi. İş yemeklerinde balık ayıklanıp gelmese daha memnun olacağım , şöyle 10 parmak balığa girişsem , en son 3 kiloluk levreğin kafasına dalıp kedileri küstürürcesine yesem balığımı daha iyi olacak ama yine de deniz levreği hakiki deniz levreğiydi ve çok lezzetliydi.

Tatlı olarak birşey istemememize rağmen kağıt helva arası dondurma geldi ve sıcak akşam için çok güzel oldu.

Rigel'in fiyatlarını bilemiyorum ama sanırım adambaşı 100'den aşağı kalkmak zordur. Daha fazla ise değmez , daha ucuz ise çok iyi demek zorundayım , bu kez net rakam veremiyorum.

Afiyet Olsun. EAT RESPONSIBLY .

5 Ağustos 2010 Perşembe

SAVOY BALIK CİHANGİR

Cuma gecesi 3 eski dost kafaları çekmeye karar verdik. 3 kişilik grupta 2 adet boğa burcu bulununca yere karar vermemiz zor oldu. Kesin kararımız rakı ve balık yapmak istediğimizdi ve daha önce belirttiğim üzere balık yedik diye dükkan kirasının yarısını vermek istemiyorduk.

Cihangir’de oturan arkadaşım yeri kötü kendisi çok iyi olan bir yer var ister misiniz diye sordu , maksat muhabbet zaten kafaları çekmeye gidiyoruz dedik ve Savoy’un yolunu tuttuk.

Savoy Cihangir’de Savoy Pastanesi ile karşılıklı bir balıkçı. Tam önünde kocaman bir otopark var , otopark sebebiyle bulmak ve görmek de çok zor zaten. Birbirine çok yakın masalardan birine oturduğunuzda göreceğiniz manzara bu otopark ve önündeki cadde ama zaten Cihangir’de yüksek katlardan Haliç’e bakan bir mekanda değilseniz farklı bir manzara bulmak zor.

Biz de Cuma akşamı dışarıya bakan bir masaya yerleşip soğuk meze tepsisini beklemeye başladık. Geleni meze tepsisinden uskumru turşusu , köz patlıcan , cibes , haydari , ahtapot salatası , fava , beyaz peynir ve kavun söyledik ; tabi tüm bunların sebebi olarak da 1 büyük Tekirdağ .

Beyaz peynir harikaydı , genelde dikakt edilmiyor ama rakı için en önemli mezedir ve Savoy en iyisini veriyor, tam yağlı ve lezzetli sert Ezine. Fava İzmirdekiler kadar iyi ve taze , haydari tam kıvamında , ahtapot çok lezzetli. Cibes kötüydü ama çok normal zira mevsimi değil , mevsiminde de denemek lazım.

Fakat tüm bunlardan farklı olarak uskumru turşusu tam bir lezzet patlaması , gidenler sakın kaçırmasın. Üstüne kalamar tava geliyor pamuk gibi , balıkla söylenmez dememe rağmen paçanga geliyor ki harika bir paçanga ; muhalefetime rağmen bayıla bayıla yedim.

Yemeği sıcak almadan sonlandırmaya karar verince meyveler geldi. Rakı balık yapmaya gidip balık yememek de bana ve arkadaşlarıma yakışır ancak. Son yudumlarımızı da meyvelerimizle ve büyük bir keyifle bitirip kahveleri söyledik. Kahvenin yanında el yapımı bir fındık likörü geliyor ki şefimiz Hikmet içerkenki halimizi görünce ikincileri ikram etti. Geceyi çakır keyif ve yediklerimizin tadı damağımızda olarak sonlandırdık.

Savoy’un fiyatları oldukça makul. 1 büyük Tekirdağ , çeşit çeşit meze , 2 çeşit ara sıcak ve meyve – gerçi bundan para almamışlar - 140 tl tuttu ki 60 lira rakıyı düştüğümüzde komik bir bakiye kalıyor tüm yenip içilenlere.

Cihangir’e uğradığınızda aklınızın bir köşesinde bulunsun.


Afiyet Olsun . EAT RESPONSIBLY

14 Haziran 2010 Pazartesi

ATA BALIK ÇEŞMEALTI

İzmir’de sevdiğim balıkçıları yazmaya kalkarsam blog tamamen İzmir balıkçılarından oluşacak diye korkuyorum. İzmir’e ziyarete gittikçe “hah burayı yazmadım , aman untumayalım” dediğim sürü sepet balıkçı var ve yazdıklarımın en kötüsü İstanbul’daki en iyi balıkçılarla boy ölçüşür. En azından çiftlik balığını deniz diye yutturmaya kalkmazlar.

Ata Çeşmealtında birkaç sene önce açıldı ancak Çeşmealtı’nın ilk göz ağrısı Kaptanoğlu olduğu için ben pek rağbet etmemiştim. Kaptan bu sene ne yazık ki vefat etmiş , mekanı da kapanmış. Orhan Abi'nin ortaya salataları , rakıya buz lazım mı soruları mazide kalmış. Geçen hafta Çeşmealtı’na yazlığa gidince babam Ata’da bir balık yiyelim , orası da çok güzel dedi ve Ata Balık ile olan mesafeli ilişkimiz dostluğa dönüştü.

Babamın tavsiyesi üzerine trança yedik ; trança dedimse deniz canavarı büyüklüğünde balıktan 4 koca parça filetoyu ızgarada pişirmişler önümüze hayvanın belli bölümlerini getirebildiler. Çeşmealtında geçen çocukluğum boyunca her denize açıldığımda yakaladığım en iri balık bir parmak boyundaki ısparoz piçi olan ben böyle büyük balıkların nasıl yakalandığını hep merak etmişmidir.

Neyse balık hakikaten enfes ; suyu hiç kaçmadan ve kalınlığına rağmen çiğ kalmadan pişirilmiş , öyle unla munla da mundar edilmemiş .

Mezelere gelince on numara ; radika , acı biber kızartması , fava, köz patlıcan , midye dolma denendi ve çok beğenildi. Kullandıkları zeytinyağı balık lokantasına yakışır şekilde kaliteli ve lezzetli.

Bir de ızgara ahtapot yapıyorlar ki İzmir’de pek bulamayacağınız bir lezzet. Bodrum Yalıkavak’ta kralını yemiştik ama Ata’da yediğimiz ızgara ahtapot da gerçekten enfesti. Ahtapotu yumuşatma konusunda epey yol kat etmişler.

Biz bu yemeğin üstüne tatlı yemedik , Çeşmealtı’na gidenler tatlı olarak hemen ilerideki Gelato’dan dondurma alabilir. Ya da Ata’nın tatlılarını deneyebilir , biz balığın üstüne kahvemizi içip kalktık.

Yolu Urla Çeşmealtı’na düşenlere tavsiye ettiğim güzel bir balıkçı. Fiyatları oldukça makul , içkisiz olarak adambaşı 35 - 40 liraya trança gibi fangri gibi baba bir balık ile ziyafet çekebilirsiniz. İçki içenlerin içme performansına göre durum değişir.

Afiyet olsun. EAT RESPONSIBLY.

21 Mart 2010 Pazar

YEDİGÜL ANADOLU KAVAĞI


Bir İzmirli ve Giritli olarak haftada en az bir gün balık yemezsem asabi olurum , işlerim ters gider , motivasyonumu kaybederim , gece rüyalarımda çipura yerim, satıcı ile deniz mi çiftlik mi kavgası yaparım gerçi onu normal zamanda da sık sık yapıyorum. Bir başka huyumda balık yemeğe gidip mortgage taksidine yakın bir harcama yapmaktan hiç hoşlanamamam - mamam doğru oldu mu bilmiyorum dilbilgisi hep sıkıntılı olmuştur zaten.

İşte size hem iyi hem de uygun fiyatlı bir balıkçı : YEDİGÜL RESTAURANT. Anadolu Kavağı'na gittiğinizde iskelenin tam karşısında 3 katlı müthiş manzaralı bir mekan. Havalar güzel olduğunda dışarıda oturup denize ayaklarınızı sokabileceğiniz kadar yaklaşıp manzarayı daha da tadına doyulmaz hale getirebilirsiniz.



Yedigül klasik bir balıkçı , başka yerde bulamayacağınız aman illa ki yemeniz lazım denilecek bir lezzeti yok. Ancak yaptıkları herşeyi çok güzel yapıyorlar.

Bu pazar günü havayı da güzel bulunca Kavağın yolunu tuttuk , Yedigül'de bir masa kurduk. Tanesi 1.5 kiloya yakın deniz çipura önerdiler kabul ettik. Yanında midye tava ve kalamar ile harika bir ziyafet çektik.

Buraya yolunuz düşerse midye tavasını mutlaka ama mutlaka yemelisiniz , bu kadar taze ve lezzetlisini zor bulursunuz. Kalamar için aynı şeyi söylemek zor , dün yediğimiz kalamar biraz sertti. Balık konusunda tavsiyelerine uyun çünkü çok doğru yönlendiriyorlar. Dün yediğimiz çipura çok doğru pişirilmişti ve suyu kaçmadan servis edildi.

Bir de bu ziyafet ile beraber güzel Girit otlarını bulabilseydik bu yazı daha uzun ve lezzetli hale gelirdi ancak bahara giriyor olmamıza rağmen ne yazık ki turpotu , cibes , radika gibi lezzetleri bulamadık. Deniz börülcesi vardı ancak onu da pişirmekten karartmışlardı beğenmedik. İzmir'e gittiğimde otların kralını tanıtıp ekrana saldırmanızı sağlamayı planlıyorum.

Yedigül'de alkolsüz adambaşı 30-35 tl vereceğiniz en yüksek hesap , 25 liraya da fiks menü yapıyorlar ki içnde 1 kadeh içki de bulunuyor.Alkol de olursa artık içtiğinize bağlı ; 2 kişi 1 litre rakı içip sonra da bana hesap sormayın vay sen 30 dedin 100 tl verdik diye kalbinizi kırarım.

Afiyet Olsun . EAT RESPONSIBLY .